Bayılmak (Sinkop-Syncope)
Bayılmak nedir? İnsanlar neden bayılır? Ya diğer canlılar? Onlar da bayılır mı? Bayılamanın evrimsel süreçteki etkisi nedir? Canlıları hayatta tutmak için bir savunma mekanizması mıdır?
Öncelikle bayılmanın kelime anlamına bakalım.
Bayılma durumu senkop olarak tanımlanıyor. Senkop kan akımının beyinde geçici olarak azalması sonucu şuur ve postür kaybıyla meydana geliyor.
Bkz. Bayılma
Görüldüğü üzere beyine giden kan miktarı azaldığı zaman vücut bir savunma mekanizması olarak vücudu baygınlık durumuna getiriyor. Bu canlı vücudunda bir şeylerin yolunda gitmediğini algılayan sensörler yardımı ile bilinç kaybı ile otomatik sisteme geçiyor ve vücudu düzenleyecek yardımcı etkenler devreye giriyor. Peki bu savunma mekanizması bize nereden geliyor?
Bipedalism
Yataktan aniden ayağa kalktığınızda neler olduğunu hayal edelim. Sersemleriz, başımız döner. Bunun nedeni ise basit, kan basıncı. Çünkü biz insanlar, dört ayaklılıktan iki ayaklılığa geçtiğimizde vücut işleyişinde bir çok şey değişti. Bunların içinde de kanın akış yönü gelir. Çünkü dört ayakta iken vücuda yatay olarak hareket eden kan ve bu kanı pompalayan kalp, iki ayaklılıkta yenmesi gereken bir etken ortaya çıktı; yer çekimi. Kalp kanı beyine pompalarken yer çekimini yenmek zorunda kaldı. Sırf bu yüzden yataktan ani kalkışlarda sersemlik yaşarız.
Bkz. Bipedalism
Bkz. Quadrupedalism
Bayılmanın Sebepleri
Tamam da bayılma sadece beyine yeteri kadar kan gitmediği durumlarda mı olur? Buna hayır demek için bir sürü argümanımız var. Mesela hemşireler kan alırken hastaların çok defa bayıldığına tanıklık etmişlerdir. Bir askerin ölümünü ailesine haber verildiğinde de sık sık görülür bayılma. Fakat bayılma konusunun en gedikli isimleri doğacak çocuklarını bekleyen erkeklerdir. Heyecanın en yüksek noktaya eriştiği zamanlarda -bebeğinin başının gözüktüğü an gibi- bebeğin babasının bayıldığı sıklıkla kayıtlara geçmiştir.
Kulağını deldirmek isteyen ergen bir kız çocuğu o masaya oturduğunda bayılabilir. Çocuklar oraya zorla götürülmezler. Kendileri istiyordur. Fakat kulak delmek için kullanılan tabanca yaklaştıkça bir anda içini bir korku sarar ve bayılıverirler. Peki bu korku, üzüntü ve heyecan durumlarında ne oluyordu da vücudun fişini çekiyordu? Bu tip durumlarda beyindeki ya da zihindeki bir iç güdü orada bulunmak yerine bilincin kaybetmesini daha iyi olacağına karar vermişti.
Pek ala bu davranışın evrimsel sürecimize nasıl bir katkıda bulunmuştur? Gen havuzumuzda nasıl süregelir varlığını devam ettirmiştir? Bildiğimiz üzere hayatta kalma güdüleri savaşmak ve kaçmak üzerinedir. Fakat burada üçüncü bir seçenek olarak bayılmak da eklenmiştir. Tamam da doğal seçilim, hayatta kalmak için savaşmayı ve kaçmayı avantaj olarak görüyorsa, bayılmak bu ikisine karşın neden uzun zaman önce elenmedi?
Hayvanlarda bayılmak
Zamanda geri gidersek bu özelliğin bize bir yerden miras kalması gerekir. Bunu anlamak için hayvan dostlarımıza bakmamız yeterli olacaktır. Hayvanlar bayılır mı? Kesinlikle evet.
İnsanlar ve diğer hayvanlar ölümcül bir tehdit algıladıkları zaman adrenalin ve diğer hormonların (katekolaminler) yüksek miktarda salgılanması sonucu vücutta belli başlı değişiklikler meydana gelir. Bunlar iyi bildiğimiz üzere; kalp atışlarımız hızlanır. Kan basıncımız yükselir. Daha hızlı nefes alıp veririz. Bunların hepsi ne içindir? Bizi tehdit eden tehlikeye karşı savaşmamız ya da hızlıca kaçmamız için. Aynı zamanda bu ikisinin haricinde artık bir şey daha biliyoruz; bayılma.
Bayılma, yine korku karşısında yüksek duygu şiddeti ve adrenalin ile ilişkilidir fakat sonuçları diğerlerinden farklı bir yol izler. Kalp atışları hızlanacakken yavaşlar, kan basıncı yükseleceği yerde düşer. Bunları fark eden vücudumuzdaki hayatta kalmaktan sorumlu sensörler beyine bir terslik olduğu bilgisini verir -kalp yetersizliği ya da ağır kanama-. Beyin de buna karşılık kendini “hayatta tutmak” için vücudun şalterini indirir.
Daha önceki Neden Rüya Görürüz? yazımda bahsettiğim gibi canlı vücudunda gereksiz hiçbir şey verilmez. Gereksiz hiçbir şeyi vücudumuzda taşımayız. Eninde sonunda kurtulur organizma fazlalıklardan, çünkü bunların her biri masraf demektir. Buna en basit verebileceğimiz örnek kuyruktur.
Bayılmanın Diğer Etkileri
Bayılmak ile beraber evrilen diğer bir savunma mekanizması da “kusmak”tır. Meslek hayatınızı riske atan bir hata yaptığınızda ya da araba dolusu çocukla bir tırın altında kalmaya ramak kaldığınızda mideniz bulanır. Midemizi bulandıran bu duyguya “vagal yanıt” yanıt deriz. Kritik anlarda vücut savaş ya da sıvış seçeneklerini kontrol eder. Bu durumda sempatik sinir sisteminden görevi parasempatik sinir sistemi devralır. Eğer korku ya da stresten kaynaklı bulantı hissettiğimiz anlarda kalp atışlarımızı kontrol edersek kalbimizin duracak seviyede yavaşladığını görürüz. O kadar yavaşlar ki bayılmaya ramak kalır.
Hayvanlarda durum nedir diye bakarsak, aynı şeyleri göreceğiz. Hayvanlarda da strese bağlı vagal yanıt ve kalbin yavaşlaması görülür fakat onlarda bu denli sık bayılma gözlenmez. Çünkü bayılma, ölü taklidi yapmak gibidir. Ölü taklidi yapmak hayvanı yırtıcıdan kurtarabilir. Bildiğimiz üzere ölü taklidi -bayılmaksızın- yapan canlılar var.
Yapılan gözlemlerde tecrübesiz tilkilerin bayılan ördekler tarafından kandırıldığının farkına varıldı. Fakat bir zaman sonra anlaşıldığı bu numara ile kandırılmış tilkiler akıllanmıştı ve bayılmış ördeği oracıkta etkisiz hale getiriyorlardı.
Avcıyı İğrendirmek
Pek çok kez ülkemizde kurban kesenler hayvanın malum olaydan sonra idrarını ve dışkısını yaptığına şahit olmuştur. Bu da yine hayatta kalmak için geliştirilen bir mekanizmadır. İdrar ve dışkıdan iğrenen çoğu yırtıcı uzaklaşır. Yine bilindiği üzere kokarcalar koku ile düşmanlarını kendinden uzaklaştırmayı hedefler. Sivrifareler korktuklarında anal bezlerinden öyle kötü koku salgılarlar ki aç porsuklar bile yanlarına yanaşmaz. Aynı şekilde canlının kusması da aynı tiksindirici durumu tetikleyecektir. Bu gibi bayılma, idrar ya da dışkı bırakma, kusma gibi durumlar eğer geçmişte başarılı olmasaydı bugün bunlardan bahsediyor olmazdık. Fakat bundan milyonlarca sene önce yaşayan canlılar bunları yaparak hayatta kalmış olacak ki bugünkü hayvanlar da aynı taktikleri uyguluyorlar.
Bir dipnot geçeyim. Ülkemizde olup olmadığı konusunda net bir bilgim olmamakla birlikte yurtdışında tecavüz önleme eğitmenleri eğitimlerde tecavüzün kaçınılmaz olduğu durumlarda “işemeyi” ya da “kusmayı” öneririler. Çünkü tiksindirici durumlara bir insan da bir porsuk da benzer tepkileri vererek uzaklaşır. Bayılma ya da ölü taklidi yapmak böcekler dünyasında da öylesine sık görülür ki dişiler istenmeyen cinsel birleşmelerden korunmak için ölü taklidi yaparlar.
Sürüngen Beyin ve Hayatta Kalım
Bir araştırmada geyik yavrularına kurt ulumaları dinletildi ve davranışları izlendi. Geyik yavrularında kalbin yavaşlaması ve bedenin hareketsizleşmesi birlikte “alarm bradikardisi” gözlendi. Bunun da evrimsel olarak büyük bir avantaj yarattığını öngörebiliyoruz. Çünkü anneleri otlamaya gidene geyik yavrularına bunun sağlayabileceği hayatta kalım avantajını düşünelim. Kalbin yavaşlaması ve ölü görünecek seviyede hareketsiz kalmak, anneleri yanlarında olmayan geyik yavruları için hayati seviyede önemli olacaktır. Peki bunu nereden biliyorlardı? “Sürüngen Beyin”
Aynısı insanlarda var mıdır peki? Bunu test edebilecek kadar cesur bilim insanları yok önce onu belirtmekte fayda var. Fakat örneklerini gördüğümüz durumlar da yok değil.
Körfez Savaşı sırasında Irak tarafından ateşlenen füzeler İsrail’i hedef alıyordu. O gece Tel Aviv’deki bir bölge hastanesinde doğum yapmak üzere olan üç kadın vardı. Sabaha karşı ateşlenen füzeler ve çalan sirenlerle beraber bu ufaklıklar saldırıya annelerinin karnında yakalanmışlardı. Kalp atımları takip edilen bebeklerin kalp atışlarında bu sırada anormallik fark edildi. Üç bebeğin de kalp atışları birdenbire ve anormal şekilde düşmüştü. Daha dünyada ses duyduğuna emin olmadığımız bebekler tehlike sesine kalp atışlarını düşürerek tepki vermişlerdi. Peki bunu nasıl biliyordu daha dünyaya bile merhaba dememiş bebekler? “Sürüngen Beyin”
Sualtında Hayatta Kalmak
Yer üstündeki örnekleri sıraladım, şimdi de deniz altına bakalım. Astronotbalığı diye bildiğimiz kısaca oscar olarak da bildiğimiz bir balık türü var ki bu canlılar yaptıkları sevimli ve cana yakın hareketlerden kaynaklı “denizin köpekleri” olarak anılırlar. Lakin şöyle bir durum var, bu canlılar yoğun stres altındayken -akvaryum temizlenirken vs- ölü gibi görünebilirler. Kalp atımları yavaşlar, nefes alışverişleri duracak seviyeye gelir.
Köpekbalığı gibi deniz altındaki birçok yırtıcıda diğer canlıların kalp atışlarını hissedebilen dedektörler vardır. Ampuller organ denen bu duyu hücreleri deniz altında diğer balıkların zayıf elektriksel sinyalleri bile algılayabilirler. Kumun altında bile saklanıyor dahi olsa ölümcül şekilde yerini tespit edebilir. Suyun altında çarpan bir kalp ölümcül derecede kendini belli edebilir.
Anlayabileceğimiz üzere bayılma ve bilinç açıkken bayılacak kadar şuurun kapanması, savaş ya da kaç durumuna evrimsel açıdan bir alternatif olmuş gibi duruyor.
Evrimsel Köken
İnsanlarda vazovagal bayılmanın en temel özelliğinin korku, acı ya da üzüntü gibi yoğun duygular uyandıran duyguların kalbi yavaşlamaya itmesi olduğunu biliyoruz. Alarm bradikardisini (bkz. tam olarak da sudan karaya geçmiş atalarımızdan bizlere kadar uzanan kadim bir hayatta kalma güdüsü olarak anlamamız yanlış olmayacaktır. Çünkü bu güdü, zamanında suda yaşamış ilk omurgalı canlıların otonom sinir sisteminden bizlere kadar gelmiştir. Tekrarlayalım organizma üzerinde seçilim baskısı oluşturmayan ya da hayatta tutmayan hiçbir şey evrilmeyecektir. Bu varsayım, av olmak üzereyken kalbi yavaşlayan balıkla acil serviste bayılan insan arasında bir bağlantı kurar.
Burada size belki saçma gelir belki anlamsız gelebilir, milyonlarca yıl önce denizde yaşamış canlılarla bizim ne gibi bağlantımız olabilir diye. Bunu Başka bir yazıda, atalarımızdan üzerimizde kalan kadim özellikler olarak anlatacağım. Fakat merak ediyorsanız İçimizdeki Balık belgeselini izleyebilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Bu ve bunun gibi diğer bilgiler için; İnsan Denen Hayvan – Barbara Natterson-Horowitz & Kathryn Bowers
/evrimagaci.org%2Fpublic%2Fcontent_media%2Fe63e2f107a882c9dd8f71c6fed5e7e54.jpg)



[…] kalması için güvenlik ve korunma sağlamak önemlidir. Bu, avcı hayvanlardan korunma, (bkz. yavruların korku anında davranışı bu yazıda anlatılmıştı) uygun barınakların sağlanması veya tehlikelerden uzak tutulma gibi çeşitli yöntemlerle […]